gerektiğinde solduk, toprağa konduk.

hep annatırlardı anlamazdık, arkanızda derlerdi ama arkamızı dönmekten çekiniyorduk, genelde normale bir adım daha uzak olanlardan gelirdi, bir şekilde normal ile korunmuş bizlere yakın olan normallerin bizi korumasıyla savuşturduğu, hissi farklı olan dillerden gelirdi bu arkanıza dön talebi, ve bizde bir şekilde, ya birşey gelirse başımıza diye düşünüp, birşey gelmesin baş?ma korkusuyla reddederdik arkamıza dönmeyi hep.
aramızdan bir tek o kaçtı, bir gece yarısı hepimiz uyurken, bir tek o arkasını dönüp ormanın içine girdi. farklıydı, farkındaydık, içimizde korkudandır belki, ya da inanç farklarımızdandır, inanmadığımız şeyden kolaylıkla kopan, dinlemek yerine kafa sallayıp onamayla, karşıdakini mutlu eden bir yapıdaydık biz, nerdeyse hepimiz, ama ne zaman kafamı ona çevirsem, anlatılanı pür dikkat dinleyişini, anlatan ile aynı anda gülüp, aynı anda irkilmesinden, anlatanla aynı hisleri paylaştığını, neredeyse anlatan olduğunu görüyordum; arada imreniyordum, ama ne zaman ki biz aramızda muhabbetlere giriyorduk, onun garipliğinden bahsedildiğinde, bende yine kafamla onayıp, çoğunluktan kopmamak için onlarla beraber akıyordum, gülüyordum ona herkes kadar. o ise kalkıp, dinleneceğini söyleyip, kibarca aramızdan ayrılıyordu. aramızdan ayrılırken bile bize olan saygısından bize kırmızı halı serip o halıya dokunmadan gidiyordu. ne zaman isterseniz gelin, kırmızı halı larla karşılarım sizi der gibiydi.
aramızdan bir tek o kaçtı, bir gece yarısı hepimiz uyurken, bir tek o arkasını dönüp o ormanın içine girdi. ve o girerken bir tek ben, o parmak ucunda yürürken çalıların çıkardığı sese uyandım, o sesten sonra kısa bir süreliğine duraksadı, kaldırıp kafamı bakmak için içim içimi yiyordu, ama o riski, ya da bizim risk dediğimiz o ormana girme kuvvetini kendinde bulan birini, sadece gözgöze gelip, konuşmadan engellemek istemedim, tekrar yürümeye başlamasını bekledim. tekrar yürümeye başladığında kafamı çevirip ona baktım. elinde sadece küçük bir sepet vardı. sanki ne yapmak istediğini biliyor gibiydi, daha önce oraya gittiğine ve yanına ne alması gerektiğini öğrendiğine dair bir his doldu içime, bu ilk değil galiba dedim. çok heyecanlandım, takip etsem mi dedim. o anda çok sert bir rüzgar esti, sadece bana esti, garip bir histi, battaniyemin altına girdim. uyuyakalmışım. sabah uyandığımda herkes yerli yerindeydi, o da dahil. rüya gördüm herhalde demekle yetindim.
bakmayın bize, biz böyleyizdir. inanamadığımız şeye ya rüya, ya halisünasyon ya da saçmalık deriz. rüyaydı ama. öle olmalıydı. çünkü kalkıp giremezdi o korkunç yere.
hemde gözlerimin önünde.
aramızdan bir tek o kaçtı, her gece yarısı hepimiz uyurken, bir tek o arkasını dönüp o güzel ormanın içine giriyordu. dördüncü geceydi bu, hep aynı saatte kalkıp o ormanın içine girip, kahkahalarla, sepetinde bir dolu güzelliklerle geri dönüyordu, sonra o parlak güzellikleri, çıkarıp yüzüne, ayaklarına, ellerine, vücuduna, sırtına sürüyor, çok yüksek seste, ama kimsenin duymadığı kahkahalar atıyordu için için ve tekrar uyuyordu, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle. sabah uyandığında ise her geçen gün gözleri daha güzelleşiyor, cildi parıldıyordu ama galiba bunu bir tek ben görüyordum, çünkü her geçen gün biz daha korkar olmuştu ondan, her yaptığı hareketi yargılıyorduk ne zaman o olmadan bir araya gelsek biz. kafamı sallamaktan sıkılmıştım. o ormanda neler olduğunu ona sormam gerektiğini hissediyordum. arada onunla gözgöze geliyorduk. bana gülümsüyordu, bana gülümsedikten sonra kafasını çevirip, kırmızı halısına bakıyor, yerinde olduğundan emin oluyor, sonra tekrar bana dönüp, yüzündeki gülümsemeyle kafasını öne eğiyordu. o gece, onu gitmeden değil dönüşte yakalayıp, ormanın içinde neler olduğunu sormak istiyordum. kesinlikle onda olan birşey bizde yoktu, ya da onun gördüğü birşeyi biz daha hiç görmemiştik ve onda her o kendine sürdüğü şey ile artan güzellik, beni bizden gitgide uzaklaştırıyordu, adım adım ona yaklaştırıyordu. biz her gün ne yaptığı belli bir hale gelmiştik, o ise her geçen gün, farklı farklı anlarda, kimseye aldırış etmeden kahkahalar atıyordu, hemde defalarca.
ona sormam gerekiyordu…
o gece kolumdan dürtülerek uyandırıldım. oydu karşımdaki.
” gelmek istiyorsun. biliyorum. ama biri ile beraber gidilecek bir yer değil orası. herkesin tek girmesi gereken bir yer. tek tavsiyem sepetini al yanına ve açgözlü davranma. sakin ol. her seferinde sepetin kadar al ormandan. daha fazlasını isteme. ve her seferinde tekrar tekrar girmektende çekinme. o senin ormanın. defalarca girmem lazım. defalarca.”
koşarak uzaklaştı yanımdan ve ormana doğru girdi. korkuyu hiç bu kadar yakından ve bu kadar huzur veren haliyle yaşamamıştım. yavaşça ayağa kalktım. ormana doğru yavaş adımlarla ürkekçe ilerledim. bizden kimse gördü mü diye merakla arkama baktım. gören varsa da benim o’na yaptığımı bana yapsın lütfen diye geçirdim içimden. sepetini al demesi geldi aklıma o’nun. sepetimi nerden alacağımı dahi bilmiyordum. yavaş adımlarla ormana doğru yürümeye devam ettim. derken hafifçe yerden yükseldim, yaklaşık bir karış ve önce ayakkabılarım, daha sonra çoraplarım ayağımdan sıyrılarak çıkarıldılar beni yukarı kaldıran ışık süzmesi tarafından; yere indiğimde ise elimde sepetim vardı. içim ürperdi, yer titriyor gibiydi, korkuyor ama bir yandan da kendimi çok kudretli hissediyordum, bir an tereddüt ettim, korku ağır bastı ve o’nu ilk ormana girerken gördüğüm gece beni battaniyenin altına doğru iten rüzgar, bu sefer bir anlık tereddütümde beni ormana doğru itti, arkamdan, usulca.
aramızdan bir tek o kaçtı, bir de ben. her gece yarısı hepiniz uyurken, bir tek biz arkamızı dönüp o güzelliklerle dolu ormanın içine giriyorduk. o ormandaki her bir yaprağın bir düşünce olduğunu, her bir ağacın karakterimizi oluşturan, bizi kökleri ile özümüze bağlayan bir bağ olduğunu, her bir toprak zerresinin, vücudumuzdaki bir hücre olduğunu nerden bilebilirdim ki. her adımımda yaklaştığım şeyin ilk kendim olduğunu, daha sonra açıldıkça kendimin bize dönüştüğünü, solucan olup, toprağın altına girdiğim zaman, köklerin tek bir yere bağlandığını nerden bilebilirdim ki. aynı ormana girsekte, herkesin başka yollardan gidebileceğini, herkesin ağaçları gördüğü açının farklı olduğunu nerden bilebilirdim. her bir yaprağı soldurup toprağa karıştırmak gerektiğini, yaprağa fazla baplanmamak gerektiğini, bunun da yeni yapraklara şans vermek için gereken bir şey olduğunu, sabit yapraklarla dolan ağaçlarımın, bana kökten zarar vereceğini nerden bilebilirdim ki o ormana girmeseydim eğer. dıştan görünen şeylerin aslında içi yansıttığını, ama bunun da gözün özle alışverişine göre şekillendiğini nerden bilebilirdim dışardan bakakalsaydım eğer.
iyi ki girdim, iyi ki girdin. sen bendin, ben sendim orman.
aramızdan bir tek o kaçtı, bir de ben. her an hepiniz uyurken, bir tek biz arkamızı dönüp o güzelliklerle dolu içimizin ormanına biz giriyorduk. sepetlerimize o güzel ağaçların ve bitkilerin yetiştirdiği en güzel meyveleri alarak geri dönüyorduk. ne de olsa ağacı hangi açıdan görürsek görelim, verdiği meyve her zaman aynı idi. herkese aynı hemde, meyveye uzandığın taraf farketmeksizin. aynıydı, aynıydık.
aramızdan bir tek o, bir de ben, bir de herkes ve herşey öldü. bir gece yarısı hepimiz uyurken, uyku ormana döndü. hepimiz yeni bir o’nun düşünceleri olduk. gerektiğinde solduk, toprağa konduk.
aslinda icinizde var, ama sectikleriniz kadarsiniz.
bahsedicegimiz seyler aslinda gunun icinde an be an yasanan seyler, ustunde durucagimiz seyler aslinda insanin farkinda olmadan ya da olarak, bazi anlarda karsisindakine karsi silah olarak kullandigi seyler degil, tam tersine kendine karsi elinde tuttugu ve kendine gelme yoksa ates ederim dedigi seyler.
insanlar tarih boyunca bir sekilde, bir takim sifatlar pesinde kosmuslar, gun gelmis baba meslegi adi altinda inanmislar yaptiklari seylere, gun gelmis, sevmesemde yasamam icin yapmam gerek demisler iclerinden, aslinda yasamak icin gereken standartlarida zaman icinde kendileri koymus insanlar, ama yine de kendini suclu hissetmek istemeyen insanlar zamanini yine kendi cevrelerindeki insanlari, kendi yasadiklari anlarda, parmakla gostererek “o yapti” diyerek gecirmislar, bi suclu cikmis her donemde, bi fikre uymayan, biseylere ters dusen, cunku bi arada yasama yetisini kaybetmisler zamanla, insan, hep ayni insan.
peki ne olmus; kimileri istediklerini yapamadan cekip gitmisler buralardan, kimileri istedigim bu diyerek kendini kandirmis; gozlerinde gipta izini gorenlere, hayir diyip mesafeyi koymus, her inkar aninda oldugu gibi; kimileri odalara kapanmis yillarca sadece bir tek seyi cikarmak icin, icten gecen bir tek seyi, cikaramadan gitmisler, kimileri cikarmis icten gelen o tek seyi, ise yaramamis, onlarda gitmisler; kimileri sadece yasamis bu dunyayi, bir kere geldik diyerekten, hic birsey yapmadan, yapanlara da aciyaraktan; kimileri icat etmis, her icat edilenin yillarca kullanilacagini dusunmeden, gunluk ihtiyac karsilamak icin, kimileri bu icatlari sorgusuz sualsiz kabul etmis, hayatinin icine sokmus, cunku insan evladinin hafizasi cok kuvvetli desede bilim, aslinda insanin cevresine alismasi en kolay yaratik oldugunu goz ardi etmis yine ayni bilim.
birileri bunlari yaparken birileride cizmis, yazmis, calmis, soylemis, boyamis, dans etmis, oyunlar oynamis, rollere burunmus kendi kimligini unutmadan, tekrar kendine donebilmis oyunun bittigi anlarda, sifat seven insanlar adlarina sanatci demisler, aslinda herkesin kendi mesleginin sanat oldugunu farketmemesinden dolayi insanlarin saygi muessesesinin bir armaganiymislar.
birileri de bu butun olanlari gormus, incelemis, okumus, dinlemis, eslik etmis, izlemis, alkislamis, etkilenmis, bu birileri bu guzelliklerin tarih boyunca devam etmesini saglayan, guzellikleri goren ve onlara karsi butun guzelliklerini ve zerafetlerini sunan, ellerinde ve kafalarinda hic bir sekilde tarti olmayan guzel birileriymis, iyi ki varlarmis.
birileri varmis, butun bu olanlara hayretle bakip, ne yetenekliler diyip, ben hayatta yapamam demis, gidip, karsilarina cikip ellerini sikip, onlara ne kadar hayran olduklarini annatirlarken, onlarin allah vergisi bir yetenege sahip oldugunu tekrar edip duran birileriymis bu birileri, baskalarina hayran kalip, kendilerine donup bakmayacak kadar sinirli gozlere sahipmisler.
hayat boyle akip gitmis yillar boyunca, yillar gecsede, hep insanlar yaratilirken ayni yaratildiklarini unutarak yasamislar, dogustan yetenek denen seyi hep baskalarinda gormusler, aslinda o yetenege kendilerini inandirip kendilerini sinirlandirmislar, o yetenek olmadan hic bir sekilde o isi beceremeyeceklerini dusunup, yillarini ve hayatlarini o ise adayanlarin butun bu emeklerini bir kelime icin gozardi etmisler; evet baska ortamlarda, baska sartlarda gelisimleri devam etmis butun insanlarin, dahala da oyle devam ediyor, ama aslinda insanlarin ayni guclerle ayni noktadan yaratildigi gercegini hep arka plana atmislar, genler ve genetikten bahsedip, sulalelerce gelen adetleri yuklemisler insanlarin ustune, insanlar kiskanmislar baska seylere yonelen insanlari, cok anormal, cunku bu yasayis ve isleyisi kendi bilgileri ile yaratmis insan oglu, rolleri de kendileri belirlemis, simdi o dislinin bir yerinde bir takim insanlar olmayinca eli kolu baglanir hale gelmis insanlar.
simdi karsinizdaki bu adamlarin birlikte titresimlerini izlerken, keske bende orda olup, onlarla calsaydim dediginizi bizim duymadigimizi size tekrar hatirlatmaktan onur duyuyorum.
keske bole davul, bole bas, bole gitar calsaydim, aman ne guzel klavyeler, perkusyonda ne guzel olmus, adamin hem sesi guzel hem cok iyi saksafon caliyor gibi kafadan gecen cumlelerinizi hayatiniza akitmak icin, hemen bir enstruman edinin ve kendiniz gibi calmaya baslayin.
sunu hic bir zaman unutmayin; aslinda hersey icimizde var ama siz sectiklerimiz kadariz.
saygilar.
korhan futaci ve kara orkestra adina
berk kula.
asl.ı.nda
ve ayrıldılar.
uzun zamandır yaşadıkları, beraber olmalarının güzelliklerine tutundukları dönem bitmişti, artık küçük detayları kafalarına kadar çekip, altından sesleniyorlardı birbirlerine, gözgöze geldiklerinde tekrar güzelliklerle donanıcaklarından korkuyorlardı, kötüye gidiyor diye inandırmışlardı kendilerini, kendileri de geri dönüş anında kuvvetsiz olacağını iletiyordu her denemelerinde onlara, artık yapabilecek birşeyleri yoktu.
iki farklı noktada, bu büyük ve boyutları enteresan noktanın içinde artık uzak durmak zorunda olduklarını hissediyorlardı, aynı şeyi yapmak istiyorlar ama kelimelerle farklılaşıyorlardı, göz kapanmıştı bir kere, açılmak için bir kilo yürek istiyordu, yürek pağlanmıştı, herkes beyine akın ediyordu, cesaret ise artık bulunmuyordu, cesaret verenlerde kalmamıştı ki artık, tükenmişti, oyun değişiyordu, artık tahammülü en derine kadar indirmenin sebebi, hadi be oğlumlarla, artık kız arkadaşın olsunlarla ölçülüyordu, aslında bazı açılardan bu çok güzel bir tahammül optimizörü olsada, tahammülün kalmamasının sürecini hızlandıran bir reaksyondu.
işte böle bir düzlemde artık, en küçüğe bile kırılan, kırgın, yorgun, dolu, boşalmaktan uzak, boşalmasını yaşlarla yapsada, beyne tutsak küçük tatlı erkeğimiz ve kızımız, ilişki süresince dalga geçtikleri sebeplerin etkisi altında birbirlerinden uzaklaşıyorlardı.
farkında değillerdi, bir anlık karar vermenin, geri dönüşsüzce karar vermenin, geri dönüşü aslında birin elindeyken, herkesin kendi birini çıkardığı bu arenada ortak bir uzaktan ağlayarak izliyordu hep, içgözlerinden yaşlar yüreğe süzülüyor, yürek bırak durayım diyor, boşver, hep aynı şeyler diyip yüreği teselli ediyordu ortak bir.
olduğu kadardı ortak bir, hep vardı, ama izin verdikleri kadardı.
ve ayrıldılar.
-çocuk masada oturuyordu, çiçekçi kadın gelip çocuğa uzun uzun baktı, sonra da
” sen çok sevmişin, seviyorsun, seveceksin.” dedi.
çocuk ” teşekkürler ablacım, ama bozuğum yok.” dedi.
kadın sırtını döndü ve gitti.
çocuk ” allah allah, ne garip bi kadın, ulan sen benden zenginsindir, bir de surat yapıyorsun” diye içinden geçirdi.
- kız arkadaşlarıyla oturuyordu, sakız satan o küçük çocuk yine belirdi, hep aynı yerde karşılaşırlardı, kızda ondan sakız alırdı her seferinde, çocuk yavaşça ve gülen bir suratla yaklaştı,
” hişt kız, abi nerde, onun istediği sakızları getirdim.” dedi, kız bir an duraksadı, masadaki arkadaşları olaya kahkahalarla güldü, bir an duraksadı, onlara baktı, hepsinin gözü kapalıydı, hepside kahkahalarla gülüyorlardı, sonra döndü bir an çocuğa baktı, çocukta gülüyordu ama habersizce ve o bakışla beraber çocuk duraksadı.
” abi yok, uzaklara gitti” dedi kız.
” ayrıldınız demek, ne güzel seviyordunuz birbirinizi be abla, o ışık kapatılır mı, görürsen söyle sakızları bende” dedi küçük çocuk ve sırtını dönüp uzaklaştı.
” hadi kızlar, tekilalar benden” diye bir ses yükseldi masadan.
kız da dahil herkes sevinçle kahkahalar atarak garsona dönüp, onu çağırdılar.
— ikiside aynı anda oluyordu aslında, ama onlar bunu hiç bir zaman bilmediler.
—- biz de hiç bir zaman bilemedik. özün gözünden yüreğe bir damla aktı, yürek beyne karşı ürkeklektikçe geri dönemez olduk.
—— gökten 3 elma düştü, iki kişi yaralandı, bir kişi öldü.
——- karşımızdaki şans verdiğimiz kadar karşımızda kaldı, gözden 3 elma düştü, karşıdaki iki kez yaralandı, bir kez öldü.
aslında.
aslinda kapidan bakip cikicaktim…

cok anlatmislardi gelmeden evvel buralari, kesin gormen lazim demislerdi, git bi bak, geri gelirsin nasil olsa demislerdi, gariplikler oluyor, kafana takma, sadece yasa orda. an denen birsey var kendini ona birak demislerdi, uzun sure gozlemlemistim, giden de gelmisti, bi gun kafaya koydum, bende gidip kendim gorucektim.
her gelen baska baska seyler anlatiyordu, yasadigim en acaip seylerden biri diyordu, bir giden, bir daha gitmek icin siraya giriyordu, her donen son gidisindeki halini hatirliyor, ve her gidiste, onceki hallerini unuttugunu soyluyordu, garipti, bunlari uzun zaman gozlemledim gitmeden once ve kendimi tam hazir hissettigimde gitmek icin yola ciktim.
sakin bi andi, herkes sukunet icindeydi, heycanli olan var mi diye saga sola bakiniyordum, yol soracak biri lazimdi, gozlemlemistim, ama yolu bilmiyordum; tam o sirada biriyle gozgoze geldik, hic tereddut etmeden kafasiyla su tarafa gel isareti yapti, bana mi yaptigina emin olmak icin saga sola goz attim, bana yapiyordu, isaret ettigi yere dogru yoneldim, o da o tarafa yoneldi.
kucuk, kuytu bir yerde karsi karsiya geldik, oracikta sadece ikimizdik.
” hazirsin, ama yolu bilmiyorsun di mi?” dedi.
” evet, ama birinin bana yolu gostericeginden emindim, o birini ariyordum, bana yolu sen mi gostericeksin?”
” evet ben gostericem, ama ilk basta bilmeni isterim ki, herkese uyup, gitmeni tavsiye etmem, cunku bu bir aliskanliktir, bir kere gittin mi, her seferinde oraya gitmek isteyeceksin, ve orda da burayi merak ediceksin; iyisi mi sen yolun sonuna kadar git, ordaki kapidan iceri bir uzat kafani, gor bi orayi, geri gel, biraz daha zaman tani kendine, ama sana bir tek sey soylemek zorundayim, sakin ayaklarindan yakalanma, eger yakalanirsan, geri donmen cok zor olur, zaman alir.”
” yok yok, yakalanmam, merak etme, hemen bakip donerim aynen senin dedigin gibi.”
” harika, ama bilmeni isterim ki, yapacagin sey gercekten zordur.”
” olsun, dikkatli olucam soz veriyorum. “
” peki, o zaman yolu sana anlatiyim. “
dakikalarca yol anlatti bende dinledim, anlatmasi bittikten sonra, ona tesekkur edip yanindan ayrildim, uzun bir yoldu, gittigim yerin zaman birimiyle 9 aya yakin surucegini soyledi, anlamsizdi, sdece oraya gitmek ve bir kere de olsa gormek istiyordum.
zamanlarca yurudum yurudum, anlarca uykusuz kaldim, bir suru bizle beraber yurudum, oluk oluk gidiyordu herkes o tarafa dogru, annattiklarina gore, donus yolu bu gidise gore cok daha kisaydi, gittigim yerin zaman birimiyle bir anda geri donuyordu giden, ama yaklasmistim; yolculuk boyunca da guzel dostlar, arkadaslar edinmistim yolda, gittigimiz yerde gorusmeye soz vermistik hatta birbirimize, zordu arkadas edinme, cunku herkes gozunu karartmis gidiyordu oraya dogru.
ve tam olarak 9 ay sonra o kapiya vardim.
vardigim yerdeki goruntu inanilmazdi, garip bir birlesim oluyordu orda, o kapiya yaklasan, garip renkte ve uzaktan bakildiginda ayni gorselde bir cisimle birlesip, ayagindan cekilip, kapidan iceri aliniyordu.
” ne olursa olsun ayagindan yakalanma!”
izdaham vardi kapinin onunda, ondan bir koseye cekilip biraz gozlem yaptim. herkes kapidan iceri yol almak istiyordu, cunku kapi cok cekiciydi, simsiyahti ve arkasindakini merak ettirir cinsten bir kapiydi, garip olan herkes tek tek aliniyordu ve kimse itiraz etmiyordu, ya da bakip kacmaya calisamiyordu bile, benimde o sirada oranin icine girmeliyim diyen bir yanim vardi, bir yanimda nasil bakip cikabilirim diye sinsi sinsi planlar yapmaktaydi.
biraz zaman gecti, orada dururken, “hadi senin siran” dedi beyaz bir gorsel, ilk sesi geldi kulagima, sonra gorseli gordum, inanilmaz guzellikte bir gorseldi, bir an kendimi kaybedip, onun gosterdigi yere dogru adim attim, daha sonra bir silkindim.
” benim siram mi? “
” evet, senin siran, acele et, akisi degistiriyorsun.”
” ben, ben oraya gitmek istemiyorum, sadece kapidan bakip cikicam.”
” bakip cikmak mi, oyle bir ihtimalin yok ki, bu karari buraya dogru yola ciktigin anda vermistin zaten, gitmen gerek, acele et, akisi degistireceksin.”
” ama, ama bana burayi tarif eden sey, bakip cikabiliecegimi, sadece ayagimdan yakalanmama konusunda dikkatli olmami soyledi.”
” ah, sende mi, yapmayin artik, huzurunuz yerinizdeyken, neden seytana uyuyorsunuz, artik cok gec, gitmen lazim.”
ayagimdan cekildim, o gorselle birlestim, gozumu kapadim, actim, bambaska bir yerdeydim, ne oluyor dedim, kimse anlamadi, ne bu ya dedim, panik olmustum, hayatimda gordugum en gurultulu yerdi.
uzerim yapis yapisti, bu ne ya diye aklimdan gecirirken
” selam ufaklik, ben beden, burda beraber yasiyacagiz, simdi ilk basta, agla ve rahatla. ” dedi uzerimdeki yapis yapis sey.
agladim, dakikalarca, bagira bagira agladim.
” burasi neresi.”
” alisacaksin, sakin ol.”
ve sonra da alistim.
simdi 30larima yaklastim, uzun suredir beden denen o yapi yapis seyle beraberiz, bir de beyin var bizi tamamlayan, benimle bedenin arasini yapiyor, cok seker birsey, guzel buralar.
tanidiklari gordum, yolda karsilastigim dostlarimla beraberim buralarda da, o cok guzel, sadece anlam veremiyoruz neden birbirimizi bu kadar cok sevdigimize, olsun, beraber olmak guzel; bir kac kere de o beni buraya yollayan gozlerle karsilastim, yakalayamadim, arada sagda solda karsima cikiyor, bi zamana kadar pesindeydim, ama bi zaman sonra uzaklastim, ama o da burda.
gercekten burasi cok enteresanmis, annattiklari kadar varmis, burada guzel seyler yasiyorum, guzel zamanlar geciriyorum, ama aslinda gercekten ben kapidan bakip cikacaktim.
su.

bazi insanlar havuza girer, yuzme bilmiyorum der, kenara tutunur, durur; bazilari havuzda yuzer, denizde bi suru sey var burasi daha guvenli der; bazi insanlar at parayi dipten cikariyim der, dalar, dipten parayi cikarir, ama dip bellidir; bazi insanlar denize atlar, birilerine tutunarak yuzer, hep bi tetiktedir, bisi olucak mi diye dusunur durur; bazi insanlarda atlar denize acilir acilir acilir, ama hep yuzeydedir, el sallar ki emin olur, bisi olursa biri onu kurtarip kurtarmaz mi diye; bazi insanlar vardir, dalarlar, dibe inerler dibi gezerler, guzellikleri gorurler, ama onlarda dibin buyusune kapilip bi daha eskisi gibi yuzeyi sevemezler, seviyoruz deseler bile akillari hep diptedir; bazi insanlarda vardir, suya atlarlar, dalar cikarlar, baliklarla yuzerler, kayalarla konusurlar, daldiklarinda suyun sesini dinlerler, buyuk bir coskuyla hareket ederler denizde, kumlara dokunurlar, para at derler arkadaslarina, atilan paralari cikarmakla bile ugrasmayip denizin tadina varirlar, dibi yuzeyle bir ederler ve ciktiklarinda butun bu yasadiklarini anlatirken, dinleyenlerin ona sasirmakla mesgul gozlerini saygiyla selamlayip, kelimelerle gelen onaylamalari ve yeni hikayeleri buyuk bir sukunetle dinleyip, bu guzellikleri an be an yasamaya devam ederler.
birileri biseyleri dolu dolu yasarlar;
yasayamayanlarda bunlari yasadiklari kadar algilarlar.
beraber yasiyoruz, paylasim kelimesinin derinlerine bunlari da katsak ya.
sevgilerle;
Su.
P.S. dogmadan once 9 ay beraberdik. bunu hatirlayiniz…
ters, duz, yon.

distan ipi tuttu, gerildi, gerildi, gerildi, gerildi, birakti kendini, hizli bir sekilde basladi yolculuga ice dogru, uyuyo gibiydi, ya da uykuya dalmak uzereden biraz ileride duruyo gibi, sakindi, cunku artik bi sekilde bunu yapmak zorunda kaldigi an gelmisti, bu fikri de ona ruyasina giren kucuk bir kiz cocugu vermisti.
” gelebilirsen eger
parmaklarimiz deger
bulusacagimiz yer
herkesin bir…”
demis ve aglamaya baslamisti kucuk kiz cocugu, sonrada ip demis ve kosarak uzaklasmisti ondan.
iste o buldugunu zannettigi ipin yolculugundaydi, gerilmesi kendi tasarisiydi, cok cabul varmak istiyordu gitmesi gerektigini dusundugu yere ve bunun icinde bu olayi boyle tasarlamisti.
hafifce titredi, elleri terledi, gozlerini acmasi gerektigini hissediyordu, ama korkuyordu da, gozleri acildiginda ne tarafta acilicaklardi, ipin firlattigi alanda mi, yoksa gunluk hayatinda mi; derin nefes aldi, gozlerini acti, gordugu sey inanilmazdi, sagindan solunda gecen hersey yasadigi seylerdi sanki, ve belirli bir duzende geriye dogru sariyorlardi, bazen karisikliklar oluyor gibi geliyordu, ama hatirlayamadigi seyler gectikce, gecenlerin belirli bir duzenle gectiklerini dusunmekten kendini alamiyor, daha da hayranlikla sagina soluna bakiyordu.
bi zaman sonra birsey farketti; sanki gecen olaylar kendi gozunden diildi, cunku her baktigi olayda kendini goruyordu, kendinin bedenen karsisinda oldugu, ama bir sekilde bir gozden izledigi olaylar, sagdan soldan akiyorlardi.
aklina kucuk kiz geldi.
” gelebilirsen eger
parmaklarimiz deger
bulusacagimiz yer
herkesin bir…”
“ne demek ki bu, neden ilk uc satir kafiyeliydi, son satir kesik, ya da kesik diilmiydi acaba, ama o zaman anlamsizdi, peki anlamini anlamadim diyelim, neden aglayarak uzaklasti kiz peki” diye icinden gecirirken, saga sola da bakiyordu; “acaba uyanabilecekmiyim, nerdeyim”
dusunceler her adimda artiyordu, sag, sol, bilinmezi sorma, kiz, hangi goz, neler oluyor.
beyin uyan dedi.
uyandi.
kizi bulmaya cesaret edememisti, dedikleri ve gordukleri kafasinda gozunu kapadi oraya, gozunu acti buraya.
derin bi nefes aldi, kalkti, isigi acti, mutfaga dogru ilerledi, bir bardak su koydu kendine surahiden, suyu yudumlarken icinden;
“ne acayip bi ruyaydi” diye gecirdi.
mutfak isigini sondurdu, odasina gitmek icin mutfaktan hareket etti.
o anda mutfakta o kucuk kiz belirdi, elinde ipiyle duruyordu, ama o, kucuk kizi farketmedi, odasina dogru ilerledi.
kucuk kiz mutfakta durdu, ve ikinci misrayi okudu:
” kolay olsaydi eger
herkes birbirine deger
en sonunda gelecegin yer
herkesin bir…”
boy.

yapma dediler, etme dediler, bak cok soguktur dediler, gittiniz mi dedim yok ama gidenler anlatiyor, cok sogukmus dediler, cok ta derinmis dediler, ay icinde bi suru tehlikeli yaratik varmis dediler, ay dediler, oy dediler, kulaklar dolusu dediler, bos gozlerle bakabaka birilerince dediler, ileri gittiler hatta, pistir dediler, kirlenirsen karismam dediler, ve ben artik kulaklarimin tamamen doldugunu hissettim ve biraktim kendimi.
soguktu, haklilardi, derindi de, gercekten gidenler dogru demislerdi, icinde bir suru tehlikeli yaratik denebilecek canli da vardi, o konuda da haklilardi, ne dedilerse dogru cikiyordu, aydi, oydu, pisti de, gercekten cokta pisti, haklilarmis dedim ilk basta, hemen cikmak istedim hatta, cok usuyodum, dibe dogru bi guc cekiyordu ayaklarimdan, o gucler o tehlikeli yaratiklar iste dedim, ah keske onlari dinleseydim diye icerlenip duruyodum, pisti de, arada agzima kaciyordu, ve tadi cok kotuydu, ah dedim, keske dinleseydim.
ama sonra bisey oldu.
“dusunceleri birak” dedi suyun altina tamamen kafam girdigi anda bir ic ses, “bir dur yahu” dedi, ” ne kadar da cok dusundun, kendin bi baksana, digerlerinden farkin olsun, herkesin anlattiklarini gordun, evet haklilardi, cunku ne zaman benimle karsilassalar, butun bu dusuncelerle, kuvvetlerini birlestirip, yukari dogru son kuvvetlerini harcayip, kactilar, gel benle” dedi, “kendini burda birak ve gel, sana birsey gostericem.”
korktum. ya beni orda bekleyenler, benim gittikce dibe indigimi gorduklerinde beni kurtarmaya calismayacaklarmi, o zaman gelip senin elinden almiyacaklar mi beni dedim.
” onlar bedenini normal gordukce hersey normal sanarlar, bedenin normal olucak, onlarda normal sanicaklar seni, hadi gel”
yola ciktik, dibe dogru indik, binlerce benle, meger tehlikeli yaratiklar dedikleri benlermis, onu gordum, onlarla arkadas oldum, hepsinin farkli bi korkusu, hepsinin her olan seye farkli bi tepkisi varmis, onlari ogrendim, beraber indik derinlere, iyi ki cektiniz, sizinle tanismak buyuk bir keyif oldu benim icin dedim.
devam ettikce soguyordu heryer, neden bu kadar soguklasiyo dedim.
” kelimeler kadarsin, farkinda degilmisin, herseyi tartip siniflandirdigin kelimeler kadarsin, birak bi kendini tamamen” dedi.
hakliydida.
derine indikce pislikler daha yogunlasiyodu, yuzey daha az pismis, buralari gorselerdi, daha da korkarlardi diye icimden gecirdim, bi isik yandi, pislik dedigim hersey onumde belirdi, inanilmaz bir manzaraydi, pislik dedigim herseyi ben yapmistim, biriktirdigim butun herseydi, ogrendigim deneyimledigim cozumledigim hersey, orda karsimda, hadi canim dedim, neredeyim ben, nasil bir gorsel bu boyle.
“ya” dedi, ” gelenlerin kactiklari sey iste bu kadar derine inmek, simdi bu asamadan sonra sana birakicam secimi, aslinda sana gostermek istedigim bir sey daha var, gormek istersen gidelim oraya, istemezsen geri donelim,”
geri donmek mi, delirmis olmali bu diye icimden gecirdim, binlerce benle karsi karsiyaydim, kucuklukteki ben, sinirli ben, sevgili ben, artist ben, hepsi oraciktaydi, hepsini nasilda biriktirmistim, inanamadim, hayranlikla bakiyordum, baktikca tanisiyordum.
o anda elime bir suzgec verdi ve ” elemek istedigin her sen ve degistirmek istedigin her sen, ve sevdigin her sen, ve hayran oldugun, olmak istedigin her sey burda, suzgecte elinde, her zaman hemde, istedigin zaman, istedigin gibi suzebilirsin kendini, bunu sakla, buraya gelirkende yanina al her seferinde, bu suzgec, senin burda kendini kaybetmene engel olucak, son bi tavsiye, her gelisinde bu suzgec kadar senle ugras.”
kafa salladim, tesekkur ettim, hadi dedim, gidelim, guldu, hadi dedi, isik buyudu, isik parladikca parladi, isiklar sacildi, renklendi, ve sondu, gozum kapanmisti o pariltida, actigimda gozlerime inanamadim, herkes ordaydi, herkes, ama herkes, geldi, gozumu kapadi, “hadi geri donuyoruz” dedi.
inisten cok daha hizliydi yukari cikis, anlam veremiyordum olanlara, anlam vermeyi biraktim, hadi dedim, en guzelinden insan olalim, butun benleri saygiyla selamladim son bir kez dalip ve su yuzune ciktim tamamen, sahilden boy versene, boy versene diye bagiriyolardi, boy verdim, su boynuma kadar geliyordu, oo ooo oo daha yakindaymisin diyen sesleri duydum, acilmaktan ne anladiklarini bilemedim bi an, guldum, su cok guzel, hadi gelsenize diye bagirdim, herkes ama su cok pis diye cevap verdi, bedenim suyun ustundeyken neden panik yapmadiklarini annadim, gorseldi olaylari, olayimiz, peki siz bilirsiniz dedim, biraz daha yuzdum, ve ben firsat buldukca, suzgecimle hep oraya gidip, dalis yaptim.
boy vermeden…
dolmuş/.

arkadan sesi yükseldi
“şöför bey, zaten iki kişi fazla aldınız arabaya, bir de ilginizi dağıtıyor yanınızdaki adam, ben size canımı emanet ettim, biraz daha dikkat lütfen”
ben öndeydim, yanımdaydı diğer ikiside, onlardan bahsediliyodu, onlar çok keyifliydiler ama, kadının dedikleri havada titrediği anda bir an saygısını esirgemedi şöför bey, tabikide dedi, sakindi, hak veriyordu kadına, ama kadından da farketmesini istiyordu bütün gününün bu arabada geçtiğini, iki sohbet fırsatı bulduğunda da saygı beklemesi çok normaldi, ama saygıyı yine o gösterdi, dönüp sohbetine devam etti belki, ama daha kısık sesle, sırf saygıdan…
biz işte o anda bağlandık ilk o ikisiyle, ordaydım, fazlaydı adam ama rahatsız etmiyordu, rahat olup olmadığını sordum ilk bindiğimde, aman abi rahat diilmisin diye cevap verdiğinde kafamdan doru bi dille yaklaşmadığım geçti, çok rahatım, seni merak ettim sadece dediğimde, ben rahatım abi zaten altunizadede inicem dedi, zatenden sonrasını annamadım, belkide umursamadım, benim terbiyesizliğimde olabilir, ama rahattım yahu, güzelde gidiyordu yolculuk, ilk denemem başarısızdı belki ama kadın o lafları ettikten sonraki saygı anında buluştuk derinlerde, sakince mırıldandım, içimden içlerine
“uçağa bindiğinde pilot napıyo, bilmiyosunuz di mi bayan, ya da vapura bindiğinizde kaptan yola bakıyo mu, haberiniz yok, demek ki gördükleriniz işin içine girdiğinde güven azalıyor ister istemez, görülmedik şeyler taa ki başa iş açana kadar tam güvenle orda duruyor”
sesli diildi bu mırıldanma, kadın duymadı, bizimkilerde duymadı yüksek halde, ama durup dururken altunizadede inicek olan bizden dönüp
“abi keşke herkes senin kadar uyumlu olsa” dedi,
dedim duydu, dedim duydunuz mu dediklerimi, boş boş baktılar, duymamışlardı, duymadıklarını bile bile soran bana kızdım, tabi ki duymamışlardı dediklerimi
neyse, ne mi oldu;
dolmuşta oy birliği yapıldığını ilk kez gördüm, bizimkiler dışında herkes inmemi talep etti, beni bizimkiyle altunizadede indirdiler,
ama o kadının iç sesi geliyodu ben inerken
“galiba bu deli…”
kanal tedavisi

geldigimizde bembeyazdik, koklerimiz berrakti, koklerimiz ayniydi, keyif surmek icin gelmistik buraya, tertemizdik, yirmisekizli gruplar halideydik, grubumuzda sonradan gelicek dort tane daha bizim gibi vardi, onlar belli bir zaman sonra geliceklerdi, onlari beklemeden keyfini surmemiz tembihlenmisti bize zaten, onlar komiklerdi, her gelisleri ayri bir olaydi, her grubun sonradan gelicek bir dortlusu vardi, bazen caktirmadan gelirlerdi, bazen aci cektirerek, aglatanlar, bayiltanlar bile vardi geldiklerinde, komiklerdi, onlarla beraber toplamda en fazla otuziki tane oluyorduk, hepimiz bembeyaz ve saglikli olursak hic sorunsuz, en guzel halimizle cikiyorduk diger bizlerin karsisina, saklanmiyorduk hic bir an, hep ortaya cikicak kadar cesur oluyorduk, konumlarimiz vardi saygiyla kabullendigimiz, her harekette ortaya cikmasi gerekenlerimiz vardi, onlar ayri bir konsantrasyonla islerini yaparlarken, biz gerekmedikce arkalara saklaniyorduk, en mutlu anlari, o en mutlu anlarda atilan kahkahalari, bazen en heycanli, bazen en korkunc anlari, o en icten cigliklari bekliyorduk gorunmek icin, bizden guzelleri gorunce hayranlikla bakip, begenimizi onlerine sunucak kadar beraberdi koklerimiz, dedim ya ayni yerden gelmistik hepimiz…
ama bu guzellikleri ve eglenceleri unuttugumuz anlar oluyordu, inanin bizi buraya sadece eglenmemiz ve keyif yapmamiz icin gondermislerdi, cunku biz ne kadar temiz, biz ne kadar keyifli, oldugumuz yer o kadar mutlu oluyodu, yansiyodu, ama bazi arkadaslarimiz bunlari gun be gun unutuyolardi, sasirticiydi, hirslar giriyodu devreye, en ondekileri kiskanmalar basliyordu arkada kalmayi kabul edemeyenler icin, kotu gorunucem diye dusunuyorlardi gercekten, inanilir gibi diildi var olanla yetinmemek ve gun be gun artiyordu bu acgozluluk, bu kadar rahat olmamiza ragmen butun buraya gelme keyfimizi unutan arkadaslarimiz oluyordu yani anliyacaginiz, unutanin unutmasinin unutana yansimasindan kaynakli degisimler hepimize yansiyordu, gun be gun kirleniyorduk, gun be gun kokuyorduk, gun be gun koklerimize giden yollar pisleniyordu, koklerimizi gormez hale geliyorduk, karariyordu oz ile olan baglantimiz, farkinda olmayanlar bile oluyordu, ya da sadece lafta farkinda olanlar, bulundugumuz yeri kokutucak kadar koktugumuzu, karsimizdaki bizlerin kokusu bize gelince anliyorduk, curuyorduk, ve curume paralel isliyordu, her curuyen, yanindakileri curutmeden kendini mutlu hissetmiyordu, yandakilerde curuyordu gun be gun, curuk olmayanlara da kiskanclikla bakma basladi, is cigrindan cikmisti, beyazligimizi kaybediyorduk, berraklik yok oluyordu, koklerimiz artik cok karanlikti, neden geldigimizi unuttugumuz anda basimiza bunlar gelmeye baslamisti ve korkunctu, inanamiyorduk, ama yasiyorduk, buraya gelen her bizim gibinin yasadigi gibi boyun egmistik, normal buydu, normal curuktu, normal beyazliktan uzakti, normal kokuyordu, kabullenilmisti, bizde bunlari yasarken inanamiyorduk, ama oldu, koklerimiz karardi, gorunmez oldu, biz curuduk, gorselimizde, ruhumuzda karardi…
bi gun bisey oldu, bi alet geldi gokyuzunden, gri, kocaman bir alet, donerek, curuk olanlarimiza saldirdi, saldirdigi anda cok korktuk, acimasizca saldiriyordu, ole kucuk kucuk de deil, buyuk buyuk hasarlar birakiyordu her saldirgdigi yerde, sakinlestigimizde fark ettik ki curuklerimizi temizliyordu, ama curuklerimizle beraber gorselimizi de temizliyor gibiydi, yarisini alip goturuyordu curuk olanimizin, bununla kalmiyordu, kokumuze giden yolu aydinlatiyordu yillar sonra, hatirladigim sey, hayran mi kalmam lazim, yoksa korkmam mi, onu kestiremedigimdi, curuk olan biz, yillar sonra kokumuzu goruyorduk bu kadar net bir sekilde, ama simsiyahti artik kokumuz, ne yaptiniz bana diye ciglik cigliga bagiriyordu her ona ulasan yol acildiginda, her yerde derin bir ciglik vardi, korku daha agir basiyordu, bisi oluyordu, kotu bisey gelicekti basimiza belliydi, derken uzun ince ignelerin sadirisina ugradik, acimasizca o yoldan kokumuze girip ordaki ozumuzu aliyordu, curumenin bedeli oz kaybi idi, her ozunu aldigi dis oluyor, sonra gorsel olarak ilk gunku haline donuyordu, cansiz bir sekilde ve sira bize geliyordu, kokumuze yaptigimizdan dolayi, gorsel olarak burda kalip, ruhen yok olmamizdi ceza, kendi kendimizi ve birbirimizi bitirmistik kisa bir zamanda, hemde sadece eglenmek icin gonderildigimiz bu yerde, kisisel hirslarimiz ve kisisel doyumlarimiz ugruna, cok uzucuydu, ama kendimi biraktim, koke geri donuyorduk gorselsizce, onun garip bi mutlulugu vardi, derken igne bana dogru geldi, kokumu son gez gormemi saglayan, o kocaman gri aletin actigi delikten gecti, ozume saplandi ve ben o an bittim…
kantar

hosgeldin, gel, gir iceri bakalim, gec gec, cekinme, koridorun sonundaki odaya gec bakalim, hosgeldin ya, getirdin mi hepsini, tasimakta sorun yasamazsin canim biliyorum, zaten hepsi icinde, demek istedigim hepsini bulabildin mi, ama cikarinca hepsinin kendi agirligi olucak, yorucu olucak bilesin, hazirsin ama di mi, heh sevindim, eee baslayalim mi, istermisin, tamam, o zaman ilk en hafiflerden baslayalim istersen, cikar hemen hafifleri, hafiflerden cok var di mi, biliyorum da sabirla tarticaz artik, sen cok is cikardim mi basina gibi seyler demezsen ben keyifle zamanimi ayiririm sana bilesin, super o halde, ilk neyi cikaricaksin, denemeden ogrendiklerini mi, guzel sevindim, koy bakalim suraya, hop, tamam, bakalim ne kadar agirmis, eee fena diilmis yine, yaz bakalim, bir bucuk kilo, devam edelim, sirada ne var, ailesel ogretiler, tamam koy bakalim sole, ooo, bu daha agir oncekinden, bak dedim sana, yaz, iki kilo da bu, sirada ne var, toplumsal uyumlar, hehe adlari cok guzelmis cuvallarin, dur yardim ediyim, hop, valla guzel calismisin, gittikce agirlasiyo, yaz bakalim uc kilo da bu, kac ettik ya, alti bucuk, e guzel, cok guzel kumelemisin bunlari, iyisin di mi, bunlari uzerinden atmak bole seni yoruyo olabilir, dur de duralim, heh tamam, o zaman ne gidio simdi, egitim, ooo tut ucundan, yok dur, sen gec burdan tut, heh, uc diyince, bir, iki, uc, hop, tamam, bakalim, bes bucuk kilo da bu, neler kaldi, nasi kumeledin sen simdi, yasanmisliklar var, duygular var, kelimeler var, tamam tabi, cagiririz zaten diger senle diger beni de tasimamiza yardim ederler, sonra da zaten beyin var bi de beden var, baska da bisey kalmadi di mi, valla ellerine saglik, cok guzel paketlemissin tatlikusum, hadi o zaman ilk yasanmisliklari atalim, ama simdiden soliyim, bunu tartip, yolladiktan sonra, ne ara bole bisey yapmaya basladigimiza sasirabilirsin, o dakikadan sonra duygularla anlasmaya baslicaz, beni hatirlamayacaksin bu andan sonra, tekrar tanisicaz, ondan bunu yapicak kadar cesur oldugun icin sana tekrar tekrar tesekkur ediyorum, bana bunlari tasiyip tartabilecegimi gosterdin, pesinden geldigimde orda karsilasicaz zaten, sadece bunlari soliyim dedim, hadi bakalim, tut ucundan, hoooooop, oyyy, hadi, tamam, dokuz kilo, toplamda yirmi dort etti, selambenberk, memnun oldum, yardim edermisin su son cuvallari da tasiyalim, ama agirdir dikkat et, duygular sey demek, icindekileri kisa basliklarla adlandirdik ta bu cuvalin adi duygular, dikkat edelim agirdir biraz, tamamdir, haydi bakalim, biraz daha o tarafa, tamam, cok kuvvetliymissin valla, on uc kilo diyo buna da, sen iyimisin, iyi mi ne, neyse, bi cuval daha var, kelimeler bu da, kendini iyi hissediyosan bunu da atalim mi beraber, hissetmek sey demek, boyle nasi desem, neyse gel isimizi bitirelim, sonra beraber bisiler icerken ben sana annatirim uzun uzun, hadi bakalim, sen tek basina kaldirip koycan oyle mi, tabi ki de olur, bende tartarim, hop hop hop, dikkat, tamam, ellerine saglik, yirmibir kilo, elli sekiz etti, bakiosun ve su an beni hic anlamiyosun biliyorum, bunu sana yapmam lazim, sen de sen olsan yapmami isterdin, sen de hangi sen olsan tabi oralar karisik ama, kendine iyi bak, en zor kisimda yanimda oldugun icin saol yavrukus, ……., tekrar ozur diliyorum ama bunu yapmam lazimdi, bayilmadan bu son iki seyi tartmam cok zor olucakti, simdiiii, bakalim beyin sen ne kadar geliosun, 33 gram mi, tam dusundugum gibi, hafif ama etkilisin, he senden sevgiyle nefret ettigimi ilk kez yuzune soyluyorum, oh, icim rahatladi, beden kaldi, gel bakalim beden, hoppa, gitti, ici doldugu kadar agir di mi beden, cok enteresan, deger verdigin kadar degerli beden, agirlastirdigin kadar agir demek ki, iyi ki vardi, iyi ki gitti, cesaret sanki biraz hersey icin, enteresan bi gundu, a, isiklar gitti, allahtan koridorun yerlerini isiklandirmisim, geri donup odamda dinleniyim bari….
20.03.2011 - caddebostan ses kayitlarinin yaziya donusturulmus halidir :)